bekleyiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bekleyiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2010 Cuma

Tesadüfler...

Yanağımdan öpmenin heyecandan öldüreceğini bilmezdim. Ve dört gözle bir sonraki görüşmemizi bekleyeceğimi. Sanırım kalbim seninle hayata dönüverdi. Hep biraz çocuktu zaten. Küsmezdi, küsemezdi kimseye, incinirdi sadece. Aşka da küsmemişti demek ki, sadece incinmişti ve senin gelmeni beklemişti.Dedim ya içimde hep bir kız çocuğu vardı. Çok sevdiği denize taş atmaya bile razıydı önceleri. Sen ise o kıza güven veren, ama derin ve açık bir denizsin. Açık denizde yüzmem için bana cesaret verdi gözlerin. Gözlerinden anladım derinliğini de benliğinin. Ve o derinliğin içinde savrulmaya başladım sanırım. Hayalperestim işte, aramızda kilometreler de olsa seninle aynı şehirde nefes alma fikri heyecanlandırıyor beni. Bu yüzden yine yollardayım. Adım yağıyor yine üzerime. Zaten hep yoldayken yağmur yağıyor şansıma. Aklıma bir şarkı geliyor, gülüyorum. “ Üsküdar’a gider iken, aldı da bir yağmur”. Bu da tesadüf işte, tıpkı her yolculuğumda yağmur yağması gibi. Ya da seninle tanışmamız gibi mi demeli? Hiç inanmazdım tesadüflere, sayende son zamanlarda tesadüf bağımlısıyım. Gerçekten bunca şey tesadüf olur mu ya? Bu yazdıklarımı okursan, deliliğimi tescilleyeceksin sanırım. Ama deli de olsam hayalperestte, saman alevi değil sana olan hissettiklerim. Ne olduğunu bilmiyorum, çünkü ilk kez böyle hissediyorum. İki arada bir derede bir his bu, anlatamıyorum. Belki korkuyorum, belki bağlanmak istiyorum. Nerde durduğumu bilmiyorum, sadece seni bekliyorum ve tanımanın keyfini çıkarıyorum. Zaten seni sevmeyi bırak, tanımaya çalışma fikri kelebekleri uçuşturuyor midemde. Yüzüm gülüyor senin yüzünü gördüğümden beri. Bu iyi bir şey mi ne dersin? Bir de merak ediyorum farkında mısın acaba benim için ne kadar özel olduğunun? Nasıl bir duygu bu kadar özel olmak? Senin için özel olmayı dilemek kadar güzel mi? Belki bir gün olur bu dileğim de… Düşüneyim biraz da bunları ve düşündükçe gülümsemeye devam edeyim. Bu sırada Candan da “Bahar”ı fısıldasın kulağıma.

“Yaşanmış baharları unut gitsin sevgilim,
Benim gönül ülkemde bir tek senin aşkın var.
Yaşanmış baharları unut gitsin sevgilim,
Benim olgun gönlümde aşkının telaşı var.
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim,
Bütün kış dallarımda tomurcuklar var…”

Çisil TOLGA

13 Ocak 2010 Çarşamba

Sen!

Sen! Zamanın ve dünyanın bana en büyük hediyesi… Evet, aşkım senden bahsediyorum. Zamanın zamansızlaştığı anda karşıma çıkmış olmandan öte benim bensizliğe yakın oluşumda beni ben yapman seni değerli kılan gönlüme. Yıllardır hazır olmak kadar güzel bir şeydi ansızın yakalanmak sana. Sanki bu ansızlık aslında yıllardan beri boğazıma düğümlenmiş gibi…

Ansızlığın sonsuzlaştığı bir başlangıçtı bu sadece. Artık sen ve ben değildi ruhlarımız, bize yakındı. Ve zamanın birinde biz olacaktı. O zaman gelene kadar kurulacak olan tüm düşler kurulacak, sonra sabırla yapılacak hepsi tek tek. Düşleri gerçekleştirmenin mutluluğu mu olacak bizi ele geçiren yoksa aşkımızın masum mutluluğumu bilemeyeceğiz. Tek bir gerçek olacak başucumuzda, aşık ve mutlu olduğumuz.

İstanbul gibi özgür bir şehrin göbeğine, güzel, planlı, kalabalık gökdelenleri dikmek gibi bir şey aslında aşk. Benim gibi deli bir ufaklığı bile yaşanılabilir kılan bu işte. Bilinen terimleri unutmak, aşkı çiçek almak sanmamakmış aşk seninle. Çiçek almanın, zamanı paylaşmanın aşkın heyecanı olduğunu anlamakmış. Hatta o heyecanı sadece gözlerine bakıp ruhunun en derininde hissetmekmiş.

Seni sevmek, bazen yıllara ya da hayata isyan etmekmiş biraz da. Bunca yıl hayatımda olmayışına kızıp, beni sensiz bıraktığı için sitem etmekmiş hayata. Beni sana vermediği için kendinden de uzakta tuttuğu için hayata bozuk atmakmış. Seni beklerken nasıl da boğazımda düğümleniyor o saniyeler. Beni dizine yatırıp saçımı okşadığın günleri benden uzak tutan o minicik saniyeler. Gidin boğazımdan hadi! Az kalmış olmalı uyanır uyanmaz gözlerinde kaybolmaya.